Dünya Türkiye’yi Konuşmaya soluksuz devam ederken geçtiğimiz haftanın gündemine takılanların başında Başbakan Erdoğan’ın Paris ziyareti oldu. Azerbaycan basını Avrupa ve Batı’nın korkularını yazdı. ABD’nin gündeminde Başbakan’ın Paris ziyaretinin yanı sıra Türkiye’nin AB’ne giriş mücadelesi ve Büyükelçimizin Washingtaon’a dönüşü de vardı. Arap Basını Türkiye’den beklentilerini de dile getirdi.
Haberler ve başlıkları şöyle:
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
EL HALİC: 
ARAP DİLİNDE ERDOĞAN
Recep Tayyip Erdoğan’ın, Libya’nın Sirte şehrinde düzenlenen Arap Birliği Zirvesi’nde yaptığı konuşma, Türkçe olmasına rağmen ritmi Arapçaydı. Dil, bir yönüyle fonetik alfabe olsa da Erdoğan’a göre öyle değildir. Zira bu kişi ne istediğini biliyor. Erdoğan, Türkiye’nin geçen asrın 20′li yıllarından beri Araplara sırtını döndüğünü ve ülkesinin coğrafi olarak Avrupa’nın bittiği nokta ile Doğu’nun başladığı yerin ortasında bulunduğunu biliyor. Erdoğan ayrıca Türkiye’nin, günümüzde sıcaklığını yitiren ve neredeyse arşive kaldırılacak üyelik dosyasına sırtını çeviren AB’ye katılım için uzun yıllardır müzakereler yaptığını da biliyor.
Siyasi dile dalmak yorucu ve belirsiz bir durumdur. Romantik, devrimci ve hayalperest Türk şairi Nazım Hikmet’in, dünyanın en büyük ülkesine ve şımarık “kızına” (İsrail’e) meydan okumayı düşünen herkesin karnını deşen Amerika’nın yüzyılı sayılan 21. yüzyılda hâlâ hayatta olduğunu düşünelim; bu şair Erdoğan’ı selamlamak için ne yazardı?
Erdoğan’ın, geçen yıl Davos’ta düzenlenen forumda elinde sarı dosyalarıyla salonu terk ettiği kareyi hatırlayalım. Erdoğan o gün, Gazze’den atılan bir füzenin İsrail’in uluslararası hukuka göre yasak silahlarına eş değer olmadığı anlamına gelen sözler sarf etmişti. Erdoğan, Kudüs’te olup bitenleri de cinayet olarak değerlendirmişti. Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi küçük düşürüldüğünde, İsrail’den bir özür istedi ve bu özür 24 saat içerisinde geldi.
Erdoğan, şiir yazmıyor, o sadece ne istediğini kendinden emin ve sessiz bir şekilde biliyor. Türk mizah yazarı Aziz Nesin hayatta olsaydı, siyaseti şiire dönüştürdüğü için Erdoğan’a kırmızı bir gül atardı.
AZERBAYCAN
YENİ AZERBAYCAN: 
MUSA KASIMLI: AVRUPA VE BATI, TÜRKİYE’NİN, TÜRK DÜNYASINI BİRARAYA GETİRMESİNDEN KORKUYOR
SİA’ya açıklama yapan tarihçi Musa Kasımlı, “Sözde soykırım yasa tasarısının ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde kabul edilmesini, Ermeni lobisinin gücüyle ilişkilendirmek doğru değil. Ermeni lobisi, bu konuda her zaman çaba gösterse de, soykırımla ilgili kararların kabul edilmesinde başlıca rolü, ilgili ülkelerin çıkarları oynuyor. Soğuk Savaş sona erdikten sonra bazı Avrupa ülkeleri ve ABD, Türkiye’nin Batı’ya yararının azaldığı kanısındaydı. Ayrıca Türkiye’nin hızlı bir şekilde gelişebileceğini, Türk dünyasını bir araya getirebileceğini ve yeni teknolojiler uygulayabileceğini düşünüyorlardı. Şimdi ise Avrupa devletleri ve Batı, bunu sadece düşünmüyor, aynı zamanda Türkiye’nin süratle gelişmesinden korkuyor ve bu gelişimi önlemek için çeşitli engeller oluşturuyor. Bu engellerden biri de hiçbir zaman yaşanmayan sözde soykırım konusudur” dedi.
Sözde soykırımla ilgili kararların kabul edilmesine neden olan hususlardan birinin de Türkiye’nin bağımsız politika yürütmesi olduğunu ifade eden Kasımlı, Türkiye’nin İran, Suriye ve Filistin konusundaki tutumunun ve Rusya ile ilişkileri daha da geliştirmesinin, bazı Batı ülkelerinde kabul edilmediğini vurguladı: “Bu nedenle Batı ve Avrupa ülkeleri, çeşitli yollarla Türkiye’yi cezalandırmak ve kendilerine bağımlı duruma düşürmek istiyorlar. Dünya ülkeleri bu tür kararlar kabul etseler de, Türk hükümetinin ve halkının, işlemediği bir suçu kabul edeceğini zannetmiyorum. Türkiye’nin verdiği mesajlar da yeteri kadar ciddi. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, konuyla ilgili sert bir tutum ortaya koydular. Ancak Türkiye’deki sivil toplum örgütleri bu konuda çok pasifler. Sivil toplum örgütleri, gençlik kolları ve diğer kurumların, bu konuda daha aktif olmaları gerektiğini düşünüyorum
ABD
THE WALL STREET JOURNAL: 
TÜRKİYE KAPIYI ÇALIYOR: AB GİRMESİNE İZİN VERECEK Mİ?
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma arzusunda tutarlı olmanın getirdiği bir erdem var. İlk olarak 1987 yılında AB’ye katılmak için başvuran ülke, o günden bu yana AB’nin kapısını çalıyor.
Gerek avro bölgesinde gerekse daha geniş kapsamlı AB grubunda kırık hatlar ortaya çıkarken, Türkiye’nin Birliğe katılma isteğini yatıştıracak hiçbir şey yapılmadı. İşsizlerin bir kısmını daha ihraç etmek belki de bu isteğin nedenlerinden biri: AB’deki yüzde 9.5′lik orana karşılık, ülkedeki işsizlik oranı geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 14 arttı. Yine de AB üyeliğinin sağladığı serbest dolaşım hakkından yararlanmaya hevesli olan Türklerin iş bulup bulmayacağı da belirsiz.
AB üyeliğinin de bir bedeli var. Merkezi İngiltere’de bulunan lobi grubu Open Europe, AB yasalarının üye ülkelere ağır yük getiren maliyetini açıkladı. Hesaplar AB yönetmeliklerinin 1998 yılından bu yana İngiltere’ye 124 milyar sterline (185 milyar dolar) mal olduğunu gösteriyor. Gerçekler, büyük olasılıkla o kadar da karamsar değil. Yasaların birçoğu AB dayatsın ya da dayatmasın ulusal hükûmetler tarafından zaten uygulanacaktı. Bununla beraber şartlara uymak masraflı oluyor. Buna rağmen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Angela Merkel’in ülkesini ziyaret etmesini, Türkiye’nin tam üyeliği konusunda bir kez daha bastırmak için bir fırsat olarak kullanıyor.
Erdoğan zamanını boşa harcıyor. Yunanistan’ın ekonomik krizden kurtarılması konusundaki tutumundan vazgeçmeyen Almanya Başbakanı bu konu ile ilgili de geri adım atmayacaktır. Merkel, vatandaşlarının, paralarının haylaz Yunanistan’ı kurtarmak için kullanılması olasılığına çok öfkelendiğini ve Türkiye’ye karşı tutumunu yumuşatmasının onları büyük olasılıkla daha da öfkelendireceğini biliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy de benzer bir öfke patlamasıyla karşılaşabilir.
Asıl neden, Kıbrıs konusunda uzun bir süredir devam eden tartışma değil. Bununla birlikte Türkiye’nin deniz ve hava limanlarını AB üyesi Kıbrıs’a açmaması, ülkenin AB’ye tam üyeliğine karşı çıkanlar için faydalı, taktiksel bir bahane sağlıyor. Asıl neden Türkiye’nin siyasi reformlarını hızlandırması ihtiyacı da değil. Türkiye’nin İslam’a sıkıca sarılması gerçek ancak konuşulmayan bir sorun. Türkiye AB’ye katılırsa 72,5 milyonluk nüfusuyla Almanya’dan sonra ikinci büyük ülke olacak. Türkiye laik bir ülke olsa da, Müslüman nüfusun oranın yüzde 99 civarında olduğu tahmin ediliyor. Eskiden olduğu gibi din Avrupa’nın büyük bir kısmında itici bir güç olmasa da, çoğunluğu Müslüman bir ülkenin kabul edilmesinin, Birliğin yapısını ciddi şekilde değiştireceğine yönelik geniş kapsamlı bir düşünce mevcut.
AB’nin Müslüman bir ülkeyi kucaklamasının yararlar sağlayacağını savunan düşünce tarzına sahip bir muhalefet olmasına rağmen, kamuoyu araştırmaları bunun sadece küçük bir azınlığın bakış açısı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle AB, uzun süre önce kabul edilen gümrük birliğinin tadını çıkarırken, Merkel’in gerçekleştirdiği kısa ziyarette Türkiye’nin AB’ye “imtiyazlı ortak” olabilmesi görüşü değişmeyecek, ancak Türkiye AB’nin 28. üyesi de olamayacak.
Erdoğan itiraz etmek yerine, yakında kurallarında köklü değişiklikler yaşanacak Birliğe katılmayı gerçekten isteyip istemediğini göz önünde bulundurmalıdır. Yunanistan dün sadece ileride sıkıntılarını daha da artıracak ceza niteliğinde bir faiz oranıyla tahvil çıkarma hakkını elde etti. İspanya da Protekiz gibi benzer sıkıntılara tehlikeli bir şekilde yaklaşıyor.
Merkel’in IMF’nin de katılması gerektiğinde ısrarcı olduğu ve avro kullanan bölge ülkelerinin mutabakata vardığı destek anlaşmaları uzun süre ayakta kalamayabilir. Daha küçük bir avro alanının gerçeğe dönüşme olasılığı bulunuyor. Dışlananlar, tek para biriminin dışında olan ve daha yavaş ilerleyen Avrupa’ya katılabilirler. Türkiye bu grup tarafından daha hoş karşılanabilir.
ABD
THE HILL: 
TÜRK BÜYÜKELÇİSİ WASHINGTON’A DÖNÜYOR ANCAK TEMSİLCİLER MECLİSİ SOYKIRIM TASARISIYLA İLGİLİ GÖRÜŞMELERE DEVAM EDİYOR
Türkiye Büyükelçisi, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin, 4 Mart tarihinde, Ermeni soykırımı tasarısını oylaması nedeniyle geri çağırılmasının ardından, bu hafta yeniden Washington’a dönüyor.
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni’nin Osmanlı Türkleri tarafından öldürülmesini soykırım olarak nitelendiren tartışmalı tasarıyı 22′ye karşı 23 gibi oldukça yakın bir sonuçla onaylamış ve Türkiye, Büyükelçisi Namık Tan’ı görüşmeler için acilen Ankara’ya geri çağırmıştı.
Bu durum Ankara’dan da sözlü bir sataşma gelmesine neden olmuş; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, onaylanan soykırım tasarısının ikili ilişkilere zarar verebileceğini söyleyerek, komitedeki milletvekillerinin muhtemelen Ermenistan’ın yerini haritada bulamayacağını ileri sürmüştü. Ancak Erdoğan cuma günü daha farklı bir üslupla konuştu ve büyükelçinin döneceğinin yanı sıra, kendisinin de, Başkan Barack Obama tarafından 12-13 Nisan tarihlerinde düzenlenecek nükleer güvenlik zirvesine katılacağını açıkladı.
ABD ile birlikte bir NATO nükleer silah anlaşmasına dahil olan Türkiye, İran’ın gelişmekte olan nükleer programı üzerinde uluslararası uzlaşma sağlanmasına yardımcı olabilecek potansiyele sahip bir aracı olarak görülüyor.
Tasarının komitede onaylanmasından bu yana Washington ile “olumlu gelişmeler” kaydedildiğini vurgulayan Erdoğan, cuma günü, “Beş altı ay önce, nükleer silahların kullanımını ve çoğalmasını önlemek gibi güzel bir amaç için hazırlanan ve diğer ülkelerin de katılacağı uluslararası bir organizasyona davet edilmiştim. ABD’ye gideceğim” dedi.
Soykırım tasarısıyla ilgili hoşnutsuzluğunu nükleer güvenlik zirvesi çerçevesinde dile getireceğini belirten Erdoğan, “Gündemdeki tek madde nükleer konu değil. Görüşülecek birçok başka konu daha var. Washington’daki görüşmeler önemli bir fırsattır ve bunu iyi değerlendireceğiz. Gereken her şeyi hazırladık.” dedi.
ÖZEL HABER
BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN PARİS ZİYARETİ
Başbakan Erdoğan’ın Paris’teki temasları Dünya Basınında yankı buldu. Bunlardan bazıları şöyle:
LİBERATİON:
Erdoğan, bir grup gazeteciye “Türkiye’nin gerek siyasi, gerek ekonomik olsun AB’ye üye bazı ülkelerden çok daha fazla kriteri yerine getirdiğinin” altını çizerek, “üyeliğin artık bir tartışma konusu olmadığını, Türkiye’nin müzakereleri başlattığını ve bu yönde devam etmekte olduğunu, 27′lerin çoğunluğunun ise Türkiye’yi desteklediğini” anlattı ve “Nicolas Sarkozy’nin de yaklaşımını gözden geçirebileceğini düşündüğünü” vurguladı. Sarkozy, ülkesinin kasım ayında devralacağı G20 dönem başkanlığının başında Türkiye’yi ziyaret etmeye söz verdi.
LE MONDE:
Türkiye’nin İran ile ilgili söylemindeki bu sapmasının sorumluluğunun bir kısmı Berlin ve Paris’e ait. Başka bir deyişle, Almanya ve Fransa’nın Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olmaları, Ankara’yı bir tür radikalleşmeye mi yönlendiriyor?
Bu açıklama tatmin edici olmak için fazla basit. Ama belki bir parça gerçeklik barındırıyor. Türkiye’yi Birlik’ten uzak tutmanın siyasal bir bedeli var. Tersine, aynı zamanda AB üyesi olan ve Yakın ve Orta Doğu’da sağlam bir güvenirliğe sahip bir Türkiye’nin, Avrupa etkisinin nasıl büyük bir aracısı olacağını ve bölgenin en radikal unsurları nezdinde ağırlığını koymak için daha fazla koza sahip olacağını düşünüyoruz.
Tarih sona ermedi. Sarkozy bütün kapıları kapatmadı. Cumhurbaşkanı, tez zamanda Ankara’ya gitme sözünü tutmalı.
AUJOURD’HUİ EN FRANCE:
Recep Tayyip Erdoğan, Elysee Sarayı’nda çalışma yemeğine geçmeden önce yaptığı açıklamada, “Nicolas Sarkozy’nin fikir değiştireceğini ve Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki yaklaşımını gözden geçireceğini görmek konusunda ümitsiz değilim.” dedi. Ancak gerçekte, Türkiye Başbakanı ve Fransa Cumhurbaşkanı uzunca bir sağırlar diyalogu kurdular. Fransa Cumhurbaşkanı, her ne kadar Fransa’nın, gelecek kasım ayında G20′nin Dönem Başkanlığını devralacağı sırada Türkiye’yi ziyaret edeceğine dair söz verse de iki devlet adamı, hayati bir konu olan Türkiye’nin AB üyeliği hususundaki fikir ayrılıklarını ortaya çıkarmaktan öteye gidemediler. Geçen hafta İstanbul’a giden Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi Sarkozy de Türkiye’nin AB üyeliğine şiddetle karşı. Fransa Cumhurbaşkanı, geçen haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesindeki açıklamada, Avrupa’nın “sonsuz bir genişlemeyle kendini sulandırmayı” bırakması gerektiğini ve 71 milyon nüfuslu Müslüman bir ülkenin de “üye olma istidadının olmadığını” ifade etti. Sarkozy, fikrini değiştirmedi…
LE FİGARO:
Türk Başbakan, İsrail Devleti’nin “kışkırtmalarına” karşı sesini yükseltti. Türkiye ile İsrail arasında sesler yükseliyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinin tüm dikkatleri yeniden Paris ile Ankara arasında Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin gerginliklerin üzerine çekmesi beklenirken, bu gerginlikler Türk ve İsrail hükûmetlerinden gelen ve iki ülke arasındaki ilişkide aylardır görülen bozulmayı noktalayan sert açıklamalarla gölgelendi.
THE WALL STREET JOURNAL:
Merkezi Brüksel’de bulunan düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu’nun çarşamba günü yayımladığı 38 sayfalık raporda, Türkiye’nin Batı’ya sırtını döndüğü fikrinin “yanlış” olduğu belirtiliyor. Raporda, Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle ticaretinin Orta Doğu ülkeriyle yaptığı ticaretle karşılaştırıldığında açık ara bir fark olduğu ve Avrupa Birliği üyeliğinin ana hedef olarak devam ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, Erdoğan’ın Batılı müttefiklerinin güvenini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu konusuna da dikkat çekildi.
Fransa’nın 1915 yılında Osmanlı dönemindeki Ermeni kıyımını soykırım olarak tanımasının ardından Erdoğan dün, kısa bir dönem gerileyen ticari ilişkileri düzeltmek ve Fransa’nın karşı olduğu Türkiye’nin AB üyeliğine ivme kazandırmak için bu ülkeyi ziyaret etti.
EL PERIODICO:
Paris ve Ankara arasındaki elektrikli ilişki sürüyor. Dün Elize Sarayı’nda kabul edilen Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişine olan reddinde Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yi yumuşatmayı başaramamakla birlikte Fransa’daki burka yasağı konusundaki tartışmayı eleştirerek bir yarayı kaşıdı. Ancak hepsi bu değildi. İsrail politikasını “barış için ana tehdit” olarak niteleyen Erdoğan, Orta Doğu’daki geleneksel müttefikiyle artan gerilimi birkaç volt daha yükseltti.
ETHNOS:
Cumhurbaşkanlığındaki görüşmeden sonra yayımlanan ortak bildiride, “İki lider Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili tezlerini tekrarladı ancak ekonomiyle birlikte bütün alanlarda iş birliğini güçlendirmek konusunda anlaşma sağladılar.” dendi.
Fransa Cumhurbaşkanı ve Başbakanından sonra Erdoğan, Türkiye’de yatırım yapma eğilimi olan Fransız yatırımcıların “kaymak tabakasıyla” görüştü. Fransa, 2009 yılında 600 milyon avroyla Türkiye’de yatırım yapan ülkeler arasında ikinci sırada bulunuyor. Sadece Bursa fabrikasında Renault geçen sene 280 bin araç üretti, Gaz de France şirketi İstanbul’un doğal gaz ağına “göz dikmiş” durumda.
*Haberler Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden alınmıştır.